MERSİN_KADIN_GAZETESİ
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

NASIL FEMİNİST OLDUM?

Ruken Yolcu

09 Haziran 2014, 16:25

Ruken Yolcu

NASIL FEMİNİST OLDUM?


Küçük yaşlarımdan beri sürekli soru sormayı, sorgulamayı severim...
“Neler oluyor bu hayatta?”
“Biz kimiz, nereden geldik?” gibi deli sorular...
Bu yüzdendir ki felsefeye erken yaşlarda merak saldım..
Çocukluğumun felsefe ile tanışması “Sofinin Dünyası” ile başladı...
Ne kadar da sevmiştim Platonu, Aristoyu...
Sonra insanların doğuştan eşit ve özgür olduklarını savunan J. J. Rousseau’yu..
Ama ilerleyen yaşlarda anladım ki, aslında çocukken kahramanımız olan birçok kişi gibi onlarda zamanla küçülüyorlarmış...
Neden mi?
Niye böyle yazıyorum değil mi, tarihin önde gelen isimleri hakkında..?
Bu ne cüret diyorsunuzdur belki de bazılarınız..?
Nedeni bir arkadaşımla yaptığım sohbet esnasında öylece  sorduğu bir dizi soru ile başladı..
-    “Neden hiç büyük kadın sanatçı yok?”
- “Neden tüm bilim adamları, din adamları siyasetçiler ve birçok işadamı arasında kadın yok?”
“Ya da çok az...”
“Lütfen artık üstünlüğümüzü kabul edin..?” diye devam eden 10 kere, 100 kere, 1000 kere, kaç kez sorulan sorular..!
Bir sürü soru...
Küstahlık en üst düzeydeydi..!
Köşeye sıkışmış ve suçluymuşum gibi kaç kere boş yere  süren konuşmalar üzerine sonunda pes ettim ama kısa bir süreliğine..!  
Eve gider gitmez ilk işim bu sorulara yanıt aramak oldu....
Zaman makinesine birkaç  biletim vardı...
Binlerce yıl öncesine gittim...
İşte ilk hayal kırıklığım filozoflara karşı böyle başladı..
Sığınağım Felsefe’de aradım soruların cevabını...
Platon’a sormak istedim...
“Devlet” kitabını açtım...  
“Konuş benimle Platon?” dedim...
Birde ne göreyim?  
Platon da hiç kadın dostu değilmiş doğrusu..!
O; kadınların  devlet işlerine katılabileceğini, ancak kadın cinsinin güçsüzlüğü göz önünde tutularak, kolay işlerde çalıştırılabileceklerini söylüyordu...
İçimde bir hayal kırıklığı..!
2. biletimi kullanıp Aristo’ya gittim. “Politika” kitabına sığındım.
Aristo, “Politika” adlı eserinde ataerkilliğin savunuculuğunu yaparak, dünyanın yöneten ve yönetilen unsurlardan oluştuğunu ve kadınların yönetmek için gerekli niteliklere sahip olmadıklarından, doğal olarak ikinci kategoriye girdiklerini öne sürdü...
Ona göre kadın, erkekten farklı erdemlere sahip ve bunların da en önde geleni erkeğe boyun eğmektir diyordu...
Çocukluğumun kahramanlarının bana bu kadar karşı olmalarına ve dünyayı çözmüş olsalar da beni yani kadınları çözememiş olmalarına pek bir içerledim doğrusu..!
Evet biz kadınlar, günümüzde özellikle Mersin’de zaten bu sorunsalla sürekli karşılaşıyorduk.
Bu kentte övgü almak istiyorsan yapman gereken;
güçlü ve kültürlü bir kadın olmaktan ziyade uygun bir koca adayı bulup evlenmek ve “Toplumsal Statünü!!!” kazanmaktı ne de olsa..!
Bunlara alışmıştım..
Ama eski çağlardan gelen dostlarımdan bu sözleri duymak, gerçekten ağır geldi, kabul etmem gerek..!
Belki şu zamanda adalet beklemem yanlıştı.
Çok eski zamanlara gitmekte yanlıştı belki.
Bekli de özgürlüğün, demokrasinin doğduğu yıllara gitmeliydim, elimde kalan son biletlerle...
1789 Fransız İhtilali’nin olduğu, demokrasinin doğduğu  yıllara mesela...
Fransız Devrimi’nin önemli isimlerinden J. J. Rousseau’ya sığındım son çare… Lakin o da;
“Emile” adlı eserinde kadınların doğa yasalarına uygun olarak erkeklerin gözetimi altında olduklarını, kendilerine görevlerinin erkeklerin hoşuna gitmek, onlara yararlı olmak ve kendilerini onlara sevdirip saydırmak olduğunun öğretilmesi gerektiğini dile getirdiğini okuyunca, artık kabul ediyorum pes ettim..!
O esnada gözüme Fourier takıldı.. Feminizmin öncüsüydü kendisi...
“Bir toplumda kadın özgürlüğünün derecesi, genel özgürlüğün doğal ölçüsüdür” tümcesiyle tanınıyordu Fourier..
Fourier, kadınların uygar düzende evliliğin köleliğine, felsefi dogmalara elverişli hale gelsinler diye aptallaştırıldıklarına inanıyordu...
Engels, sınıflı toplumlar üzerinde yaptığı analiz sonucu, kadının köleleşmesinin özel mülkiyete bağlı olduğunu,  ekonomik nedenlerle anaerkilliğin yerini alan ataerkilliğin kadını erkeğe bağımlı kıldığını öne sürüyordu...
“Tamam budur” dedim.
Kadını köleleştirenin kapitalizm ve feodalizm olduğunu, kadınların sistematik bir şekilde köleleştirildiğini, zayıflaştırılıp küçük görüldüğünü çözen birileri vardı işte...
Neden kadınların hep ötekileştirildiği, neden evlere hapsedildiğini açıklayan birileri vardı...
Beni anlayan birileri...
Nasıl mı feminist oldum..?
İşte böyle...

Bu haber 1170 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
NE KAFASI!21 Haziran 2016


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi